İlmî

Mütevatir Haber Teorisi



Dini bilgi türlerinden Sadık Haber’in alt başlığında ifade edilen Mütevatir Haber, en öz şekliyle şöyle tanımlanır:
“Yalan üzerine birleşmeleri mümkün olmayan bir toplumun verdiği ortak haberdir.”

Bu tanımdan yola çıkarak bu toplumdaki herkes “yalan söylemeyen bir kimse olmak zorundadır” gibi bir ifade hatalıdır. Zira “yalan üzerine birleşmeyen” ifadesinin anlamı bu değildir. Aynı zamanda bu ifade cümlenin şartı da değildir, cümlenin sonucudur.

Yani tanımda denmek isteniyor ki: “Normal şartlarda hiçbir konuda uzlaşmayacak kadar farklı grup ve kimseler, eğer bir konuda uzlaşıp ağız birliği ediyorsa; bu uzlaşılan konunun mutlak suretle doğru olduğunu gösterir.”

Mesela bu tanımdan yola çıkarak, “Mekke’yi fetheden İslam ordusunun başında Hz. Muhammed vardır.” ifadesi bir mütevatir haberdir. Zira Şii okul, Harici okul, Sünni okul hatta ve hatta Deist ve Ateist okullar bile bu konuda hemfikirdir. Dolayısıyla bu uzlaşı, mütevatir haber ilkesi gereği mutlak suretle bu haberin doğru olduğunu gösterir.

Mesela günümüzden bir örnek verelim. Gelecekte bir zamanda şöyle bir habere ulaşılsın: “Covid 19 salgını olduğunda Türkiye’de sokağa çıkma yasağı ilan edildi.”
Bu haber, mütevatir teorisine göre doğrudur. Zira bu yasağın olduğunu, covid aşısına karşı olan-olmayan, genç-yaşlı, Türkiyeyi seven-sevmeyen, Türkiyeye komşu olan ülkeler yahut olmayan ülkeler vd. bütün unsurlarıyla uzlaşacak ve tarihe not düşecektir. Bu uzlaşı bu haberin mutlak doğru kabul edilmesini sağlayacaktır. İşte mütevatir haber teorisi budur.

Alimlerin mütevatir haberi mutlak doğru kabul ettiğine dair delil sunmak gerekirse Mecelle-i Ahkamı Adliye’nin 1733. Maddesi gösterilebilir. Madde şöyledir:
“Tevâtür, ilm-i yakîn ifade eder. Binaenaleyh
tevâtürün hilâfına beyyine ikame olunmaz.”

Yine bir diğer maddede (1735. madde) Alimler aklen mütevatir haberin doğruluğuna şöyle işaret ederler: “Tevâtürde muhbirlerin aded-i muayyeni yoktur.
Ancak akıl, onların kizb üzere ittifaklarını tecvîz etmeyecek mertebede bir cemm-i
ğafîr olmaları lâzımdır.”

Dolayısıyla mütevatir tanımını yanlış anlayarak -belki de Türk aklı melaikesi ile düşündüğümüzden- “Haberi veren topluluktaki herkes emin olmak zorundadır, yani günahsız ve yalansız (ismet sıfatı) olmak zorundadır.” gibi bir yorum çıkarmak hatalıdır.

Bilahare sahabenin dürüstlüğünü tartışmaya açmak niyetinde değilim. Zira bu konuda nebevi terbiyeden geçmiş bir cemaatin ahlakı üzerine tartışmanın haddim olmadığını biliyorum. Ancak bu teoriden de böyle bir şart çıkartılarak bir kutsiyet şartı yaratılmasına da göz yumamam. Zira bu neticede, tek tek bütün haber veren sahabeyi yahut raviyi (ismet sıfatıyla) kutsamak lüzumu gerekir ki bu zaten mümkün değildir. Bu da aklı yöntemlerle ispat olunmuş bir teorinin çarpıtılarak bir şart öncülüne bağlanmasını gerekli kılar. Oysa teori zaten öncüllerini ispat etmiştir ve bu minvalde zaten doğru bir ilkedir.

Muhammed İkbal

Bir Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün