Deneme

Musibetlere Karşı Mümin’in Tavrı

Yurdumuzun dört bir yanında çıkan yangın ve sel felaketlerinde onlarca can kaybı ve maddi hasarlar bizleri derinden üzdü. Ne yangın yaz aylarına, ne sel kış aylarına, ne de deprem belli bir zamana hastır. Musibetler sadece bunlardan ibaret değildir; açlık, susuzluk, kuraklık, salgın, terör, evsizlik, küresel ısınma ve daha nicesi. Hepimiz bir afetzede/musibetzede adayıyız. Allahü zü’l celâl buyurmaktadır ki: “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!” (Bakara;155) O halde yaşadığımız bu musibetlere ve zorluklara karşı idrak etmemiz gereken en temel husus onların Cenab-ı Mevla’dan bir “imtihan” olduğudur.


Unutulan Bir Zikir İstircâ


Musibetlere dair önümüze çıkan bilançoya baktığımızda insanın musibetleri yok edemeyeceği âşikârdır. Bu da insanoğlunun acziyetini gözler önüne sermektedir. Musibet başa geldiğinde elden gelebilecek şey maddi bağlamda yaraları sarmak, hasarları tamir etmektir. Manevi olarak da sabır, namaz ve zikirle Allah’a sığınmaktır. Çünkü Mevlâ bize değişmez bir reçete sunmuştur “Siz beni zikredin (hatırlayın) ki ben de sizi zikredeyim (hatırlayayım). Bana şükredin, bana nankörlük etmeyin!” (Bakara:152) Bu reçete açıkça bize gösterir ki, Rabbini unutan unutulur, musibetler başına yağmur gibi yağar! O’nu hatırladığımızda ise tek Koruyucumuz tarafından muhafaza altında olacağız şüphesiz.


Musibet anlarında istircâda bulunmamız sünnet-i seniyyedendir. Maalesef dillerimizin unuttuğu bu zikir aynı zamanda bir ayettir de; “O kimseler ki; kendilerine bir musibet ulaştığında: “Şüphesiz biz Allâh’a aidiz ve kesinlikle biz ancak O’na dönücü kimseleriz!” (Bakara:156) derler.
Bu güzel zikri eda eden kişi Allahü zü’l celâlin takdirine karşı çıkmadan razı olduğunu ve O’nun iradesine boyun eğip kulluğunu dile getirmiş olur. “Rücû” kelimesinden türeyen “istircâ” sözlükte; ‘geri dönmek, verdiği şeyi geri almak’ demektir. Dini manası ise: Bir musibete uğrayan kimsenin; ayette buyrulduğu üzere“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci‘ûn” demesidir. Bilmeliyiz ki ne olursa olsun Allah’tan geldik Allah’a döneceğiz…


Mümine Eziyet Veren Her Şey Musibettir


Bu zikir büyük küçük her türlü musibet anında zikredilebilir. Nitekim Hazreti Âişe (radıyallâhu anhâ) annemiz anlatır ki: Bir kere Rasûlüllâh (sallâllâhu aleyhi ve sellem)’in başparmağına diken battı, ondan dolayı istircâ ederek “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci‘ûn” diyerek ve başparmağını silerek geldi. Ben onun istircâ’sını duyarak yanına yaklaştım. Az bir şey olduğunu görünce güldüm ve: “Yâ Rasûlallâh! Anam babam sana feda olsun. Bütün bu istircâların bu dikenden sebep miydi?” dedim. Bunun üzerine Efendimiz (sav) tebessüm etti. Sonra omzuma vurarak: “Ey Âişe şüphesiz Allâhu Teâlâ isterse küçüğü büyük yapar, isterse büyüğü de küçük yapar.” Buyurdu. (İmam Süyûtî, ed-Dürru’l-mensûr: 1/381)
Hatta Efendimizin (sav) bir keresinde kandil lambası sönmüştü. Efendimiz: “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci‘ûn” dedi. (Orada bulunanlar) Kendisine: Bu da bir musibet midir ki, musibete düşmüşlerin söylemesi gereken sözü söylediniz, diye sorması üzerine. Sevgili Peygamberimiz (sav): “Evet, Mü’min’e eziyet veren her şey musibettir.” (Sabrettiği ve kaderin hükmüne teslim olduğu takdirde) onun için mükafât vardır, buyurdu. (ed-Dürru’l-mensûr: 2/79)
Yine Efendimiz (sav), ayakkabı bağı koptuğunda, cemaatle namazı kaçırdığında dahi istircâda bulunmuş ve böyle durumlarda “Allah’tan geldik Allah’a döneceğiz” manasına gelen istircâ zikrini söylemeyi ümmetine tavsiye buyurmuştur.


Çocuğu Vefat Edenin Sabrının Mükâfâtı


Ebû Musa el-Eş’ari (radıyallâhu anh)’dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (sav) şöyle buyurmuştur:“Bir kulun çocuğu öldüğü vakit, Allâh-u Te’âlâ, Meleklerine şöyle söyler: Kulumun çocuğunu kabzettiniz mi? Evet derler. “Yani kalbinin meyvesini elinden mi aldınız?” Melekler yine: Evet” derler. Allâh-u Te’âlâ tekrar sorar: “Kulum (bu esnâda) ne dedi?’ Sana hamd etti ve istircâda bulundu, derler. Bunun üzerine Allâh-u Te’âlâ Hazretleri şöyle emreder: “Öyleyse, kulum için cennette bir köşk inşa edin ve bunu ‘Beytü’l-hamd’ (hamd evi) diye isimlendirin.” (ed-Dürru’l-mensûr: 2/77) Kişi musibet anlarında bu şekilde Allah’a sığındığında, Allah’ın o kimseye musibetle kaybettiği şeyden daha hayırlısını vereceği de Efendimizin (sav) müjdesidir. (Müslim, Cenaiz:3,4)


Yine mümin ölüm haberi aldığında istircâda bulunması ve taziye sahiplerine baş sağlığı dilemesi de sünnet-i seniyyedendir. Musibet anlarında müslümanların birbirine yardım etmesi de kat kat sevap kazanmalarına vesile olacaktır. Sıcak ve kurak havalardaki yağmursuzluk halini Efendimiz (sav) bir musibet olarak görmüş duaya ve ibadete sarılmıştır. Yağmur duası edildikten sonra yağmurun gelmemesi üzerine soru soran kimseye ise Bediüzzaman Said Nursi’nin (rah) cevabı manidârdır: “Yağmursuzluk, bu çeşit dua ve namazın vaktidir, illeti ve hikmeti değil. Nasıl ki güneş ve ayın tutulması zamanında küsuf ve husuf namazı kılınır ve güneşin gurubuyla (batımıyla) akşam namazı kılınır; öyle de yağmursuzluk, kuraklık, yağmur namazının ve duasının vaktidir. İbadet ve duanın sebebi ve neticesi emir ve rıza-i İlâhîdir, fâidesi uhrevîdir. Yağmuru vermek Cenâb-ı Hakkın vazifesidir. Biz vazifemizi yaptık; Onun vazifesine karışmayız.”


Musibetlerden Korunmak İçin Okunacak Dua


Osman ibn-i Affân (ra)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah Efendimiz (sav) şöyle buyurmuşlardır: “Kim akşamleyin üç defa: “Bismillahillezî lâ yedurru mea’smihî şey’ün fi’l-ardı velâ fi’s-semâ’ ve hüve’s-semîu’l-alîm: İsmini zikredince yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah Teâlâ’nın isminden yardım taleb eder, onunla korunurum. O her şeyi işitir ve bilir» derse, sabaha kadar ona ânî bir belâ isâbet etmez. Kim de bunu sabah üç kere okursa, akşama kadar ona ânî bir belâ isâbet etmez.” (Ebû Dâvûd & Tirmizî)
Başımıza bir musibet geldiği vakit “bunda da bir hayır ve hikmet vardır” demeli ve sabrederek Cenâb-ı Hakk’ın hükmüne razı olmalıyız. Bu dünya gelip geçicidir. Mühim olan her halde Allahü zü’l celâlin rızasını gözeterek selamet kıyısına varmaktır. Eskiler teselli niyetine birbirlerine “Bu da geçer Yâ Hû” derlermiş.


İbrahim Hakkı Erzurûmî hazretlerinin şu mısraları ne hoştur:
Hakkın olacak işler (Allah’a ait işlerde) / boştur gam-u teşvişler. (telaş ve tasalar gereksizdir)
Ol hikmetini işler (Ne yaparsa bir hikmeti vardır) / Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler. (Sabır ve sükunet ile bekleyelim Allah ne yaparsa güzeldir)

“MaşâAllah” Zikrinin Manasına Yolculuk


Biliriz ki biz onlarca şey diler, isteriz ama sonunda Allah’ın dilediği olur. “MâşâAllah” zikri de bunu ifade eder aslında. Bizler birinde ya da bir yerde beğendiğimiz bir hal görünce bu kelimeyi söyleriz. İşte o beğenilen şeyler aslında bir “muvaffakiyet” nişanesidir. Halbuki muvaffakiyet bizim sözlerimizle değil Allah’ın takdiri ile olur. Dilimizden dökülen her bir zikir içinde bir çok mana barındırır. Bazen söyleyen kişi bunu anlamaz. Mesela biri bir dükkan açar “MaşâAllah ne güzel bir dükkanmış hayırlı olsun” dediğimizde aslında şunu demiş oluruz “Bu dükkan Allah’ın dilediği şekilde işletilirse Allah’ın dilediği olmuş olur yoksa buradan bir hayır, güzellik umulmaz, o yüzden burada Allah’ın rızasına muvafık işler yapılması gerekir” Yine biri bir ev, araba alır; biz ona “MaşâAllah ne güzelmiş” deriz ama aslında “bu aldığınız dünya metası sizin sanmayın, ondaki tasarrufunuz ancak cüzidir. Halbuki Mâliku’l mülk olan Allah’tır her şeyin sahibi O’dur. O halde bu eşyaların akıbeti de Allah’ın elindedir. Siz Allah için onları kullanın ki Allah da size hayır dilesin…”
Allah’ın rızasına muvafık yapılan işler, Allah’ın hayır dilemesine, rızasına uygun olmayan yanlış işlerin yapılması da Allah’ın şer dilemesine sebep olabilir. Maalesef “piyango, kumar vb. haram” elde eden birine “MaşâAllah” diyen hem de denen kişi ne büyük bir musibetin içerisinde olduklarından habersizlerdir. Hatta “kumarda kazanmak” tabiri bile bir hatadır kumarda ancak “kaybedilir” hiçbir zaman haramda kazanç yoktur. Allah onlara bir musibet vermiştir, onlarsa bundan habersiz sevinmektedirler. Mümin musibetlere karşı nasıl tavır alacağından önce musibetin ne olduğunu da iyice kavraması gerekmektedir. Yoksa haram bir parayı öpüp başına koyan kimse alnına cehennem ateşini sürdüğünü dünyadayken anlayıp tevbe etmez ondan uzak durmazsa bu bela ya dünyada ya da ahirette mutlaka onu bulacaktır.
Allahü zü’l celâl buyurmuştur ki: “İnsan, şerri de hayrı istediği gibi ister. İnsan pek acelecidir!” (İsra:11) üstte anlattıklarımız aslında bu ayetin kapsamına girmektedir. Kim kendi zararına bir şey olsun başına bir musibet gelsin ister ki? İşte bu olay insanın gözüne bir perde inmesiyle şerrin süslü görünmesiyle olur. Müşriklerden bazılarının gözüne öyle bir perde inmişti ki, “Allahım! Eğer bu kitap, senin katından gelmiş bir hakikatse gökten üzerimize taş yağdır veya bize acı veren bir azap gönder!” (Enfâl: 32) gibi hayret verici sözler sarfetmişlerdi. İnsanlar arasında ciddi sıkıntılara maruz kaldıklarında sabır ve metanetle bu sıkıntıyı atlatmaya, mâkul ve meşrû yollarla bu sıkıntıdan kurtulmaya çalışmak yerine, “Allah canımı alsa da bu dertten kurtulsam!” şeklindeki sözlerle kendilerine beddua edenler de bulunur. Bazen insan cahilliği sebebiyle kendi iyiliğine zannederek aslında kendisi için kötü olan şeyleri ister. Çünkü insanın iyi olduğunu zannettiği şey gerçekte kötü, kötü olduğunu zannettiği de iyi olabilir; en doğrusunu Allah bilir (Bakara: 216)


Kendi Ellerimizle Afeti Çağırıyoruz


Allah’ın yarattığı bu canı korumak vazifemizdir. Sadece kendimizi değil, tüm canlıların ortak yaşam alanı çevreyi de korumak görevimizdir.“Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah bir çoğunu da bağışlar.” (Şurâ: 30) buyurduğu halde Rabbimiz, halen suçu başka yerlerde arıyoruz. Hatalarımıza bakarsak bu musibetlerin çoğunun ana kaynağını bulmuş olacağız. Örneğin uzmanların araştırmalarına göre yangınların çıkma sebepleri %89 üzeri bir oranla beşeridir. Yine sel ve deprem anında yıkılma ihtimali yüksek binalardaki ihmaller de bizden kaynaklıdır. Her yıl trafikteki ihlaller binlerce insanın vefatına ve yaralanmasına sebep oluyor. “Bir adam, “Ey Allah”ın Resûlü! Devemi bağlayıp da mı Allah”a tevekkül edeyim, yoksa bağlamadan mı tevekkül edeyim?” diye sordu. Resûlullah (sav), “Önce onu bağla, sonra Allah”a tevekkül et!” buyurdu.” (Tirmizî, Sıfatü”l-kıyâme, 60) Kemer takmak, kırmızı ışıkta beklemek, dışarıya çıkıldığında kapıyı kitlemek hepsi birer tedbirdir. Tedbirleri asla küçümsemeyelim. Tedbir almadan başımıza gelecek musibetlerde hatayı ilk olarak kendimizde arayalım. Rabbim, yanlış yollardan ve işlerden, kazadan, musibete yol açmaktan bizi korusun. Tedbirlere başvurup, haktan ve doğru yoldan ayrılmayıp musibet anında istircâ edip Allahü zü’l celâle iltica eden kullarından eylesin, âmin…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün