Deneme

Dünyadaki Cennet

İnsanı bir erkek ve bir kadından yaratıp onlara dünyada ve ahirette helal ve temiz bir hayatı seçmeleri doğrultusunda çok büyük nimetleri müjdeleyen Allah’a hamdü senâlar olsun. Eğer bizler bu nimetin kadrini, kıymetini bilmez ve ailenin ne kadar mühim olduğunu anlatmazsak toplum temelden yıkılmaya başlayacaktır. Ki aile algısının gittikçe ne kadar yozlaştığına hepimiz kendi coğrafyamızda ve dünyada şahid olmaktayız. İslam’ın aileye verdiği değerden bahsetmek ve aile olmaya müslümanları davet etmek bir nevi sözlü cihad gibidir. Çünkü bir toplumun, devletin akıbeti genç nesillerin elindedir ve bu nesiller ise ilk ailede terbiye ve eğitimlerini almaktadırlar. Hiç evlenmeyen bekar insanlardan, aile kurmayıp çocuk dünyaya getirmeyen bir toplumdan genç nüfus ve bir nesil sâdır olabilir mi? Tabii olarak hayır. Ancak bununla beraber bu çocukların, gençlerin de dinine, vatanına, ailesine ve değerlerine sımsıkı bağlı olması elzemdir. Selahaddin Eyyubî demiştir ki: ‘Bir devleti savaş olmaksızın yıkmak istiyorsanız eğer; ahlaksızlığı ve zinayı genç nesilde yayın.’. Burada anlatmak istediği ise “eğer devletiniz yıkılırsa bilin ki bu; imanını ve değerlerini ayaklar altına almış zayıf ve ahlaksız nesliniz yüzünden” demektir. Necmettin Erbakan da genç neslin önemine “Bir milletin asıl gücü; tankı, topu, tüfeği değil inançlı ve imanlı gençliğidir.” Sözüyle temas etmiştir.

İftihar Sebebi: Nesil

Dinimiz evliliğe yani aile kurmaya yoğun bir şekilde bizleri teşvik etmektedir. Aile kurmak isteyenlere hadis-i şerifler çokça yol göstermektedir.

“Nikâh benim sünnetimdir. Benim sünnetimi uygulamayan benden değildir. Evleniniz. Çünkü ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar ederim.” (İbn Mâce, Nikâh, 1)

Anlamaktayız ki neslin devamı ve ümmetin çokluğu önemli bir husustur bu da nikaha, aileye bağlıdır. Nesil ne kadar çok ve bereketli olursa devlet o kadar kalkınır ve İslâm ümmeti de tabii ki dünyada hak ve söz sahibi olur.

Sevgi ve Şefkat Menbaı: Eşler

Ayet-i kerimede buyrulmuştur ki: “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rum, 30/21)

Helal olan birliktelikte sevgi, şefkat, huzur varken haram olan gayri meşru birlikteliklerde hüsran, pişmanlık, bereket yoksunluğu vardır. Bediüzzaman Said Nursi (rah.) şöyle demiştir: “Haram dairesindeki bir saat lezzet, bazan bir sene ve on sene hapis cezasını çektirir. Elbette, gençlik nimetine bir şükür olarak, o tatlı nimeti iffetle, istikamette sarf etmek lâzım ve elzemdir.” (Asay-ı Musa, Beşinci Mesele) Yani binlerce saat bile olsa bu yaşanılan haram lezzetler; bir saniye yaşanılan helal lezzetten asla üstün olamaz. Haramda azap varken helalde nimet, rahmet, huzur vardır.

 O yüzden erkek ve kadının bu nimetten yararlanması için atılacak ilk adım olan Nikah asla küçümsenmemelidir. Onun için buyurmuştur ki Hazreti Muhammed (sav) “Kimin evlenmeye gücü yetiyorsa evlensin. Çünkü evlilik, gözü haramdan alıkoyar ve iffeti en iyi şekilde korur…” (Buhârî, Savm, 10) İffetin ve namusun muhafaza edildiği yerdir Aile…

Ailenin Oluşumu İçin İki Engel: İş ve Eş Sorunu

Maalesef ailenin kurulması gençlerin “işim yok, evlenecek param yok” ya da “bana göre birini bulamıyorum” şekvaları ile yabana atılmaktadır. Halbuki Allah şöyle buyurur: “Sizden bekâr olanları, elinizin altındakilerden uygun olanlarla evlendiriniz. Eğer onlar fakir iseler, Allah, onları lutfu ile zenginleştirecektir.” (Nur:32) Evlilik için saraylara, çokça eşyaya, şatafatlı organizasyonlara gerek yoktur aslında. İçerisinde mutlu olunan küçük bir ev, içerisinde kavga gürültünün olduğu büyük bir evden hayırlıdır. İçerisinde aşkın ve sevginin olduğu peynir, zeytin, ekmekten oluşan sofra, içinde sevgiden mahrum olan büyük, zengin sofralardan daha da lezzetlidir, güzeldir. Er-Rezzak olan Allah, ne zaman rızkımızı kesti de bu yaşımıza gelebildik? Eğer şu an nefes alabiliyor, elimiz ayağımız tutuyorsa neden evimizi geçindirebilecek rızkı kazanamayalım ki? Değil mi…

İşte bu sorunu yok edecek en önemli etken imanlı ve dindar karı-koca adaylarıdır. O yüzden aile kurmak için ufak tefek eksiklikler göz ardı edilip din güzelliğine odaklanılmalıdır. Bunun için yine beyan etmiştir ki Rasulullah (sav) : “Kadın dört şeyi, yani malı, güzelliği, soy-sopu ve dindeki kemâli için nikâhlanır. Siz dindâr olanını tercih ediniz ki, elleriniz hayır görsün!..” (Buhârî, Nikâh, VI. 123)

Bu hadisi erkek versiyonu ile okumak da mümkündür. Çünkü artık eş seçimlerinde hanımların ya da kız tarafı aile büyüklerinin daha çok seçici olduğunu görmekteyiz. Evi, arabası, makamı iyi olan damat adayları dindar, imanlı, namazında niyazında gençlere göre daha çekici bulunmaktadır. Ancak Hz. Ali’nin (r.anh) unutulmaması gerekilen bir sözü vardır: “Hayırlı eş, huzurun başlangıcıdır…” O halde hayırsız eş de hüsranın başlangıcı olacaktır.

Sade ve Tutumlu Olmak

Maddi açılardan aile kurmayı erteleyenlere de en güzel ibretlerden bir tanesi Hz. Fatıma radiyallahu anha annemizdir. O mutluluğu eşyada aramamış dört duvar arasındaki huzuru temin edecek eşinde ve evlatlarında aramıştır. Çeyizi onun ve tüm kadınların için sade ve tutumlu bir yaşamın mümkünatını ortaya koymaktadır. Zira onun evlenirken çeyiz olarak yanında sadece kadife bir örtü, içi lif dolu bir yastık, iki el değirmeni, iki kırba (deriden su kabı), iki testi, bir miktar ıtır ve güzel koku bulunmaktaydı. (İbn Hacer, İsâbe, VIII, 329)

Eşlerin Ailedeki Sorumlulukları

“Evli” olmak Arapça’da “mütezevvic” şeklinde kullanılır ve kelimenin asıl kökeni eş/karı/koca sahibi olmak manalarına gelir. Ancak Türkçemiz’de  manidar olarak kadın ve erkeğin izdivacında kişiler “evli” olmuş oluyorlar. Yani bir yuva bir ev sahibi oluyorlar. Bu açıdan incelediğimizde karı-kocayı evden uzak tahayyül etmek çok zordur. Eskiler “Kişinin cenneti evidir” derlermiş.

Unutulmamalıdır ki aile sadece, karı ve kocanın bir takım cinsi arzularını tatmin etmek için kurulmuş bir kurum değildir. Yahut eşlerin evlerini bir otel gibi kullanmaları da doğru değildir. Aile, perdesi çekik bir evde ve mahremiyetine özen göstererek içeride ya da dışarıda aileyi oluşturan fertler ile beraber Allah’ın rızasına muvafık; mutlu, huzurlu ve hayırlı bir çerçevede sürekli birlikteliğin ve beraberliğin olduğu muazzam bir yapıdır. Nasıl ki Cenab-ı Allah’a onlarca sorumluluğumuz var ise eşimize, çocuğumuza yahut ana babamıza, kardeşlerimize ve diğer akrabalarımıza karşı da sorumluluklarımız mevcuttur.

Karı-koca birbirlerine saygı ve sevgi ile davranmalı, cinsi isteklerini karşılamalıdırlar. Kadın, kocasına itaat etmeli, namusunu muhafaza etmelidir. Hamile iken çocuğunu gayret ve sabır ile taşımalı ve doğurmalıdır. Örfen yine kadın gücü yettiğince yemek, temizlik gibi hususlarda evini çekip çevirmelidir. Atalarımızın “Yuvayı dişi kuş yapar” sözü de bunu anlatmaktadır. Kadın, çocuklarına sevgi ve şefkatle bakmalı ve onları İslam terbiyesi üzerine yetiştirmelidir.

Koca da karısının namusundan, dininden, nafakasından sorumludur. Cenab-ı Allah’ın kendisine verdiği emanet olan karısını her türlü kötülüklerden muhafaza etmeli, onun ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmalıdır. Tesettürüne riayet etmesi için eşine gerekli elbiseleri almalı, karısını namaza uyandırmalı, cinsel olarak hanımına uzak olmamalıdır. Evin reisi erkektir o yüzden ağır işleri yapmak da ona aittir. Eşini anne babasını görmesinden mahrum bırakmaya hakkı yoktur ve eşine haksız yere şiddet de uygulamamalıdır.

Evin İç İşleri Bakanı hanım, Dış İşleri Bakanı ise beydir. Latife gibi gelse de gerçektir bu…

Çünkü Peygamberimiz (sav) kızı Fâtıma’yı (r.anha) evlendirirken ona, “Sen evin iç işlerini gör, Ali de dış işlerini görsün” buyurmuştur. (İbn Hacer, el-Metâlibü’l-Âliye, nr.1594)

Yuvada zahmetle rahmet iç içedir. Bu zahmeti Allah için çekenler, içindeki rahmeti bulurlar. İlahi ölçülerle inşa edilmiş bir aile dünya şartları içerisinde adeta bir cennet gibidir.

Bir Tavsiye

Eşinize verecek bir gül bulamazsanız Allah için bir kez olsun gülün… Tebessüm en kolay verilecek bir sadakadır…

Çocuğun İlk Eğitim Yeridir Aile

Çocuk bulunduğu kabın şeklini alan sıvı gibidir. O yüzden anne baba çocuklarını yetiştirirken bu gerçeği göz önünde bulundurmalı ve erken vakitte ahlak ve din eğitimine başlamalıdırlar. Teknik ve bilime taalluk eden bilgilerin ileriki yaşlarda öğrenilmesi mümkünken ahlak eğitimi ise böyle değildir.

Bir çocuğun hayatının ilk dört yılında ebeveynlerinden aldığı eğitimin önemi, dört yıllık bir kolejin verdiğinden çok daha fazladır. (İslamda Evlilik ve Aile Okulu, Mehmet Kızılkaya) O yüzden “Ağaç yaş iken eğilir” denilmiştir. Çocuğun ahlaki gelişiminde kötü rol oynayan anne baba unutmamalıdır ki hem dünya da hem de ahirette çok acılara müstahak olacaklardır. Bu minvalde “Hiçbir baba, çocuğuna güzel ahlaktan daha kıymetli bir miras bırakmamıştır.” (Tirmizî, Birr, 33) hadis-i şerifi rehberimiz olmalıdır.

Çocuklar da anne babasına itaat edip saygıda kusur etmemelidirler. Yüce Rabbimiz İsra sûresinin 23-25. ayetlerinde şöyle buyuruyor: “Rabb’in, yalnız kendisine kulluk etmenizi ve anaya-babaya iyilikte bulunmayı emretti. İkisinden birisi, yahut her ikisi, senin yanında yaşlanırsa sakın onlara “öf” bile deme, onları azarlama! Onlara hep güzel, tatlı, iç açıcı söz söyle. Onlara çok merhametli davranıp tevazu kanadını indir; onlara karşı alçak gönüllü ol ve de ki: “Ey Rabbi’m! Onlar, küçükken beni besleyip büyüttükleri gibi sen de onlara öyle acı, merhamette bulun!” Duamız odur ki: “Ey Rabbimiz bizlere göz aydınlığı eşler, hayırlı evlatlar, dünyada ve ahirette cennetle müjdelenecek aileler nasip eyle… âmin!

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün