DenemeHatırlı Satırlar

Derdini Seviyor Musun?

Kardeşlerim…

İnsan başına dert gelmedikçe dertlinin halini hakiki manada anlayamıyor. Denir ya hani “düşmeyen ne anlasın düşenin halinden.” O derde sadece teselli olabiliyor insan. Ama bir gün geliyor ki sağlıklı halimizden geriye eser kalıyor, biz ise o gördüğümüz, teselli ettiğimiz, belki de acıdığımız ve belki de göz ucuyla dahi bakmaktan çekindiğimiz derde dûçâr oluyoruz. Yüce Mevla bize bir dert veriyor lâkin biz bunun bir imtihan olduğunu bilemiyoruz. O ana gelince sağlıklı halimizi unutuyor, şükretmediğimiz her bir an için kederleniyor “ah, keşke, hey gidi güzel günler” gibi kelimeler kalbimizi yakıp süzülüyor dilimizden. Rabbimizin bizlere verdiği o kadar nimete karşılık verilen ve takdir edilen bir dert bizim dünyalarımızı yerle bir edebiliyor.

Derdi Allah olanın dünya namına derdi olur mu?

Olmaz. Binaenaleyh kendine Allah’ı dert edinene dünyalık dert yok. Lâkin nedendir bu aşikâr tasalar? Var ise şu dünya namına bir dert, onu da anlatmalı en hayırlı dermana. En hayırlı derman kimdir peki? Elbette, Allah (Celle Celalühü). Derdi veren de alan da O değil midir? Halk arasında şöyle bir tabir vardır “döverim de severim de” -tabii burada dövmek mecazi anlamın dışına çıkmasın-. İşte Rabbimiz bizi sevdiği için veriyor bu derdi. Akıllanmamızı ve hakikatlara daha sağlam bir ihlâsla bağlanmamızı istiyor.

Peki, neden Yaradan’ın nice imtihanlarına ve sonsuz merhametine karşı şükrümüz az kalıyor?

“De ki: O, sizi yaratan ve size kulaklar, gözler ve kalpler verendir. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!” {Mülk Sûresi:23}

Yüce Mevlâ kimseye taşıyamayacağı yük vermiyor. Nitekim öyle buyuruyor, Kur’an-ı Mubin’inde;

“Allah hiçbir nefse güç yetireceğinden başkasını yüklemez.” {Bakara Sûresi:286}

Biz; bedenimize ruhumuza yansıyacak ışığın önüne geçiyor, sonra da mahrum kaldığımız hüsrânı Yaradan’dan biliyor “ne ettim de başıma bu geldi” diyor, küçük büyük olsa da isyan etmiş oluyoruz.

Rabbimiz o rahmet ışığına kol açmayı da ona engel olmayı da cüz-i iradeyi bizlere bahşederek bırakmıştır.

“Şüphe yok ki Allah, insanlara hiçbir sûretle zulmetmez, fakat insanlar, kendi kendilerine zulmederler” {Yûnus Sûresi:44}

Biz bunu bilerek yaşıyor muyuz? Açıkca görülüyor ki; Yüce Rabbimizden sürekli bağışlanma ve esenlik dilemeliyiz.

Annelerimiz nasıl yavrularına kıyamaz, düşünmeden edemezler. Yavrusu için gerekirse canlarını feda ederler değil mi? “Ana gibi yâr olmaz” deriz. Peki annelerimize verilen bu şefkati, sevgiyi düşünürsek, Yaradan’ın sevgisi nasıl büyüktür değil mi? Her şeyi Yaradan varlık, sevginin de yaratıcısı değil midir? O zaman “Allah’tan başka yâr yoktur” sözü en doğrusudur. Annelerimizin bize vereceği sevgi de ancak Allah’ın elindedir. İşte bu sevgiyi bilirsek, o zaman derdimize dahi tebessüm eder, bu derdin bize vereceği hayrı düşünür oluruz.

Kardeşlerim…

 Bir vakit başımızda olan bir musibetten, hastalıktan, sıkıntıdan felaha erince ne yapacağız?

İşte bu, imtihanın bittiğini düşündüğümüz anda, yeni bir imtihanın habercisidir. İmtihan bitmez, dert bitmez, aşk bitmez. Bir an söyleyin bana, Allah namına geçmeyen, onu tesbih etmeyen, O’nun hakimiyetinde olmayan. Her an Alemlerin Rabbi olan Allah’ın bize verdiği yeni bir imtihan. Mevla görmek ister, her nefesine şükreden kulunu. Her vaktini O’nun rızasıyla geçiren kulunu…

Değil mi? Çünkü her geçen “vakit” yarın bize nasıl geçtiğini anlatıyor olacak. Söyleyecek yüzümüze karşı akreple yelkovan, insanoğlunun yaptıklarını birer birer. “Beni böyle harcadılar diyecek! “. Kimisi hayırla kimisi şerle geçirdiği zamanın hesabını verecek, gelecek o büyük günde.

Bize düşen, Allah’ın ipine sımsıkı sarılmak ve bu hak yolundan ayrılmamak, derdi sevmek, zamanı hayra harcamaktır. Rabbimiz bizi bollukla da zenginlikle de afiyetle de sınamıyor mu? Biz nasıl çok şükür deyip de bu bolluklara karşı yerine getirmemiz gereken görevleri ifâ etmeyiz kardeşlerim.

 Sağlıklı mısın? Hasta kardeşlerine yardım edecek, çalışacak gerekirse uykundan firar edeceksin kardeşim. Hasta yatağında her an iyileşmeyi düşleyen ve sebat ile Allah namına bir şeyler yapmak isteyen o kardeşini bilmelisin.

Maddi durumun iyi mi? Malından infak edeceksin kardeşim. Rızkını durumu kötü olan kardeşinle paylaşmalısın kardeşim. Yoksa ne önemi var ki, kardeşin açken sen nasıl tok yatacaksın kardeşim…

Her geçen gün iyi haberler mi alıyorsun? Her şey ne kadar da yolunda değil mi? Sıkıntıda olan kardeşlerinin yanında olacak her zaman şükredeceksin ki Rabbine o zaman asıl mutluluğu eresin. Bugün her şey yolunda lâkin yarından haberin yok o yüzden şimdi hazırlık yap kardeşim. Teslim et ruhunu Rabbe. Musibet bir gün sana geldiğinde sen “Allah’tan gelen her şeye hazırım” diyebilesin.

Ve ağızların tadını kaçıran o ölümü çokca hatırlayasın. Yoktur bu dünyada sonsuz esenlik. Ebedi esenlik ancak ahirettedir…

Ve güzel kardeşim gel seninle bir başlangıç yapalım ve ellerimizi göğe, boynumuzu yere büküp şöyle içten bir dua edelim geçmişe, güne ve geleceğe…

Söyle şimdi Derdini Seviyor Musun?

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün